MUĞNİ’L-MUHTAC

İMAMLARIN NİTELİKLERİ

 

5. İMAMLIĞA EN UYGUN OLAN KİŞİLER

 

Adil bir kimse imamlığa fasıktan daha layıktır.

 

Daha doğru olan görüşe göre daha fakih olan kişi imamlığa, Kur'an'ı daha iyi okuyan ve daha ve ra [takva] sahibi kişiden daha layıktır.

 

Daha fakih olan ve Kur'an'ı daha iyi bilen kişi, yaşı büyük olan ve soylu kimseden daha önce gelir.

 

Şafil'nin yeni görüşüne göre yaşı büyük olan soylu olandan önce gelir.

iki kişi bu açılardan eşitse elbise ve beden temizliği, ses güzelliği, uğraştığı sanatın güzelliği vb. hususlara bakılarak daha layık olan kişi belirlenir.

 

Mülkiyet vb. yollarla [namaz kılınacak arazinin] menfaati üzerinde hak sahibi olan kişi imamlığa daha layıktır. Şayet bu kişi imamlığa ehil değilse, imamlığa geçecek kişiyi o belirler.

 

Efendi, imamlık konusunda kendi mülkünde oturan köleden önceliklidir, ancak kendi mülkündeki mükatepten öncelikli değildir.

 

Daha doğru olan görüşe göre evde kirayla oturan, kiraya verenden, ariyet veren ariyet alandan daha önceliklidir.

 

idareci, kendi idarı bölgesinde daha fakih olan veya namaz kılınan yere sahip olan kimseden daha fazla imamlığa layıktır.

 

A. ADİL KİMSE İMAMLlĞA FASIKTAN DAHA LAYIKTIR

B. DAHA FAKİH OLAN İMAMLIK KONUSUNDA, KUR'AN'I DAHA İYİ OKUYANDAN ÖNCE GELİR

C. DAHA FAKİH OLAN, DAHA VERA'LI OLANDAN ÖNCE GELİR

D. DAHA FAKİH OLAN VE KUR'AN'I DAHA İYİ BİLEN, DAHA YAŞLI VE SOYLU OLANDAN ÖNCE GELİR

E. YAŞI BÜYÜK OLAN, SOYLU OLANDAN ÖNCE GELİR

F. DİĞER TERCİH ÖLÇÜLERİ

G. NAMAZ KILINAN ARAZİYE SAHİP OLAN İMAMLIK KONUSUNDA ÖNCELİKLİ HAK SAHİBİDİR

H. İDARECİNİN NAMAZ KILDIRMA ÖNCELİĞİ

 

A. ADİL KİMSE İMAMLlĞA FASIKTAN DAHA LAYIKTIR

 

Adil bir kimse imamlığa fasıktan daha layıktır.

 

Adil [güvenilir] bir kimse imamlığa fasıktan daha layıktır. Fasık kimse, kişiyi imamlığa daha uygun hale getiren "fıkhı başkasından daha iyi bilme", "Kur'an'ı daha iyi okuma" gibi özelliklere sahip olsa bile hüküm böyledir. Çünkü fasığa güvenilmez. Hatta onun arkasında namaz kılmak mekruhtur.

 

[*] - Fasığın arkasında namaz kılmanın sahıh olması yalnızca Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği şu hadis sebebiyledir: İbn Ömer, Haccac'ın arkasında namaz kılardı.

 

İmam Şafil (r.a.) şöyle demiştir: "Haccac fasık olarak yeter".

 

Bid'atçı, şayet bidatı onun tekfir edilmesini gerektirecek seviyede değilse fasık gibidir. Hatta bidatçı fasıktan da ötededir. Çünkü fasığın aksine bidatçının bozuk inancı ondan hiç ayrılmamaktadır.

 

 

B. DAHA FAKİH OLAN İMAMLIK KONUSUNDA, KUR'AN'I DAHA İYİ OKUYANDAN ÖNCE GELİR

 

Daha doğru olan görüşe göre daha fakih olan kişi imamlığa, Kur'an'ı daha iyi okuyandan daha layıktır.

 

Daha fakih olandan kasıt "namaza ilişkin fıkhi hükümleri daha iyi bilen" kimsedir.

 

Daha iyi Kur'an okuyandan kasıt "Kur'an'ın daha çok yerini ezbere bilen" dir.

 

[Daha fakih olan mı yoksa Kur'an'ı daha iyi okuyan mı imamlığa daha layıktır. Bu konuda mezhep içinde üç görüş vardır]

 

[Birinci görüş]: Namaza ilişkin fıkhi hükümleri daha iyi bilen kimse Kur'an'dan Fatiha suresinden başka bir şeyi ezbere bilmese bile imamlığa, Kur'an'ı daha iyi bilen, hatta Kur'an'ın bütününü ezbere bilen kimseden daha layıktır.

 

Çünkü namazda fıkha duyulan ihtiyaç daha önemlidir. Zira namazda Kur' an' dan okunması gereken yer belirli olduğu halde namazda karşılaşılabilecek durumlar sınırsızdır.

 

[*] - Ayrıca Nebi (s.a.v.) Kur'an'ı Hz. Ebu Bekir' den daha çok ezberleyen sahabiler bulunduğu halde namazda imamlığa Hz. Ebu Bekir'i geçirmiştir. Nebi (s.a.v.)'in hayatında iken Kur'an'ı ezberleyen sahabilerin sayısı dört olup bunların tümü de ensardandır: Übey b. Kab, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit, Ebu Zeyd. (Buhari, Fedailü'I-Kur'an, 5003)

 

[İkinci görüş]: İki fazilet birbirine mukabil olduğundan bu iki şahıs imamlık konusunda eşseviyededir.

 

[Üçüncü görüş]: Kur' an' dan daha çok yeri ezbere bilen kişi imamlığa daha layıktır. Nevevi el-Mecmu'da bu görüşü İbnü'l-Münzir'den nakletmiştir.

 

[*] - Ayrıca Müslim'de şöyle bir hadis bulunmaktadır: Üç kişilik bir topluluk bulunduğunda içlerinden biri onlara imamlık yapsın. Onların imamlığa en layık olanları Kur'an'ı daha iyi bilenleridir. (Müslim, Mesacid, 1527)

 

ŞafiI bu görüşe şöyle cevap vermiştir: İlk dönemde Müslümanlar Kur' an okumayı öğrenirken fıkhı da öğreniyorlardı. İlk dönemdeki Kur'an okuyucularının tümü aynı zamanda fakih idi. Nitekim İbn Mesud şöyle demiştir: "Biz ezberlemek üzere on ayeti alırdık; emrini, yasağını ve hükümlerini tam olarak öğrenmedikçe bunları bırakıp başkasına geçmezdik."

 

[Soru]: Hadiste "şayet Kur'an okuma konusunda eşit iseler, sünneti daha iyi bilenleri imam olsun" buyrulmuştur. (Müslim, Mesacid, 1530; Ebu Davud, salat, 582; Tirmizi, salat, 235; Nesai, İmamet, 779; İbn Mace, İkametü's-salat, 980. )

 

Bu hadis -Nevevi'nin de dediği gibi- Kur'an'ı daha iyi bilenin mutlak olarak imamlığa daha layık olduğunu göstermektedir.

 

[Cevap]: Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılmaktadır ki hadiste geçen "Kur'an'ı daha iyi okuyan" ifadesi "Kur'an'ın fıkhım daha iyi bilen" anlamına gelmektedir. İlk dönemde iki kişi Kur' an okuma konusunda eşit iseler onun fıkhı konusunda da eşit olurlardı. Bu durumda bunlardan biri sünnetteki fıkhi hükümler konusunda diğerinden daha bilgili olursa imamlığa o daha layık olurdu. Şu halde hadiste mutlak olarak Kur'an'ı daha iyi bilenin imamlığa layık olduğu hususu bulunmamakta, aksine Kur'an'ı daha iyi okuyan ve onun fıkhım daha iyi bilenin böyle olmayan kimseye göre öncelikli olduğu yer almaktadır. Bunda ise tartışma bulunmamaktadır.

 

 

C. DAHA FAKİH OLAN, DAHA VERA'LI OLANDAN ÖNCE GELİR

 

[Daha doğru olan görüşe göre daha fakih olan kişi imamlığa] daha vera [takva] sahibi kişiden de daha layıktır.

 

[Daha fakih olan mı yoksa daha vera sahibi olan mı imamlık konusunda önceliğe sahiptir? Bu konuda mezhep içinde iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]: Daha doğru olan görüşe göre daha fakih olan kişi imamlık konusunda daha vera sahibi olan kişiden önceliklidir.

 

Bunun gerekçesi bir önceki meselede zikredilen husustur. [Vera iki şekilde açıklanmıştır:]

 

[1] - Nevevi et-Tahkik ve el-Mecmu'da vera'ı "Allah korkusu ile şüpheli şeylerden kaçınmak" diye açıklamıştır.

 

[2] - Aslü'r-Ravda'da ise "Adalete ek olarak kişinin gidişatının [halin ve hareketlerinin] iyi-güzel olması ve iffetti olmaktır" şeklinde açıklanmıştır.

 

[*] - Taberani'nin el-Mu'cemü'l-kebir adlı eserindeki şu rivayet vera'ın ilk anlamını göstermektedir: Vasile ibnü'l-Eska' Nebi (s.a.v.)' e vera'ın ne olduğunu sordu. O "şüpheli şeylerde duran kimsedir" buyurdu. (Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, XXII, 197. )

 

 

[İkinci görüş]: Daha vera'lı olan daha fakih olandan önce gelir. Çünkü namazın amacı huşulu olmak ve duaya icabet edilmesini ummaktır. Daha vera'lı olan buna daha yakındır.

 

[*] - Allah (celle celalühüj şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah katında en üstününüz O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. (Hucurat, 13)

 

[*] - Hadiste de şöyle buyrulmuştur: Dinin özü [dini ayakta tutan şey] uera'dır.(Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, XI, hadis no: 10969)

 

Namazda meydana gelebilecek durumlara gelince bunlar nadiren meydana gelir. Kesin olarak bilinen bir şey, var olacağı uehmedilen şey için zayi edilmez, (Genel kural)

 

Zühd, ihtiyaç fazlasını terk etmek anlamına gelir, vera'dan daha üstündür. Çünkü zühd helal olanın terk edilmesidir. Vera ise şüpheli olanın terk edilmesidir.

 

El-Mühimm6t'ta şöyle denilmiştir: İmamlığa tercih ölçüsü olarak zühd zikredilmemiştir. Oysa zahir olan bunun dikkate alınmasıdır. İki kişi vera' bakımından eşit olsa, biri diğerinden zühd yönüyle ayrılsa onu öne alırız,

 

Not:  Nevevi'nin sözünden "Kur'an'ı daha iyi bilen" ve "daha vera'lı olan" kişi arasındaki öncelik anlaşılmamaktadır. Bunun hükmü -er-Ravda'da alimlerin çoğunluğundan aktarıldığına göre"Kur'an'ı daha iyi bilen"in öne alınmasıdır.

 

 

D. DAHA FAKİH OLAN VE KUR'AN'I DAHA İYİ BİLEN, DAHA YAŞLI VE SOYLU OLANDAN ÖNCE GELİR

 

Daha fakih olan ve Kur'an'ı daha iyi bilen kişi, yaşı büyük olan ve

soylu kimseden daha önce gelir.

 

Daha fakih olan ve Kur'an'ı daha iyi bilen'kişi, yaşı büyük olan ve soylu kimseden daha önce gelir. Yalnızca yaşı büyük olandan veya yalnızca soylu olandan haydi haydi önceliklidir. Çünkü fıkıh ve Kur'an okumak namaza özgüdür, zira kıraat namazın şartı, fıkıh da namazın hükümlerini bilmek içindir. Diğer nitelikler ise namaza özgü değildir. Daha vera'lı olan da yaşı büyük olan ve soylu olandan önce gelir. Çünkü Allah katında daha üstündür.

 

Not:  "Fıkhı daha iyi bilen" veya "Kur'an'ı daha iyi bilen" yahut "daha vera'lı olan" kişi;

 

> çocuk ise,

> namazı kısaltarak kılan bir yolcu ise,

> Fasık ise,

> Zinadan doğan bir kişi ise,

> Babası belli olmayan bir kişi ise,

> takdirde karşısında yer alan kişinin imamete geçirilmesi daha uygundur. Bunun bir kısmına daha önce işaret etmiştik.

 

Ancak yolcu olan kişi devlet başkanı yahut onun vekili ise o imamlığa daha layıktır.

 

Bir grup alim "zinadan doğan kişinin" ve "babası belli olmayan kişinin" imamlığının mutlak olarak mekruh olduğunu söylemişlerdir. Bu mekruhluk "namazın başında olursa" veya "imama uyan kişi de imamla aynı durumda değilse" söz konusu olur. Şayet imama uyan kişi de imamla aynı durumda ise veya kişi imamın namaza başladığını görüp de ona uymuşsa bunda bir sakınca [mekruhluk] söz konusu değildir.

 

 

E. YAŞI BÜYÜK OLAN, SOYLU OLANDAN ÖNCE GELİR

 

Şafil'nin yeni görüşüne göre yaşı büyük olan soylu olandan önce gelir.

 

[*] - Bunun delili Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği şu hadistir: En büyüğünüz size imamlık yapsın. (Buhari, Ezan, 630; Müslim, Mesacid, 1533)

 

Akll delil de şudur: Yaşı büyük olanın fazileti kendi zatında, soylu olanın fazileti ise atalarındadır. ZMa özgü fazilet daha önceliklidir.

 

Yaş büyüklüğünde dikkate alınacak olan husus Müslüman iken geçirilen yıllardır, yalnızca daha önce doğmuş olmak değildir. Buna göre dün Müslüman olan genç, bugün Müslüman olan yaşlıdan daha önceliklidir. Her iki şahıs da aynı anda Müslüman olmuşlarsa -İmam Malik'in rivayet ettiği haberdeki genel ifade sebebiyle- yaşlı olan genç olandan daha layıktır.

 

Beğavi şöyle demiştir: Kendi başına Müslüman olan kişinin Müslüman olması, anababasından birine tabi olarak Müslüman olan kimseden daha sonra bile olmuş olsa o kişi daha önceliklidir. Çünkü o, fazileti kendi başına elde etmiştir.

 

İbnü'r-Rif'a şöyle demiştir: Söz konusu kişinin Müslümanlığı başkasına tabi olarak Müslüman olan kimsenin buluğa ermesinden önce gerçekleşmişse yukarıdaki görüş zahirdir [güçlüdür]. Ancak daha sonra gerçekleşmişse, başkasına tabi olanın daha önce gelmesi gerekir.

 

Belirtilen durumda her ikisinin de eşit hak sahibi olacağı söyleniyse bu da uzak bir görüş olmaz.

 

"Soylu" ifadesi {2 kastedilen husus Kureyş kabilesine mensup olmak veya alimlerin "evlilikte denklik" konusunda dikkate aldıkları diğer hususlardır. Örneğin alimlerin veya salihlerin soyundan gelmek böyledir. Bu şarta göre sırasıyla Haşimi, Muttalibi, Kureyş, Arap ve acemler gelir. Alim ve salih bir kişinin oğlu başkasına göre daha önceliklidir.

 

Not:  Nevevi hicret konusuna temas etmemiştir. Hicret Nebi (s.a.v.) sağ iken onun bulunduğu yere, o vefat ettikten sonra ise İslam ülkesine göçmektir. Et-Tahkik'te yer alan ve el-Mecmu'da da tercih edilen -yani itimad edilengörüşe göre daha önce hicret eden kimse, daha yaşlı ve soylu olandan önceliklidir.

 

[*] - Çünkü Müslim' in Ebu Mesud el-Bedri' den nakline göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Bir topluluğa, Allah'ın kitabını en iyi okuyan İmamlık yapar.

Şayet topluluktakiler bu konuda eşitse sünneti en iyi bilen imamlık yapar. Şayet bu konuda da eşit iseler daha önce hİcret eden imamlık yapar. Hicrette de eşit iseler yaşı daha büyük olan imamlık yapar.

 

[*] - Selman'ın rivayeti ise şöyledir: Bir kimse başkasının hakimiyet bölgesinde ona imamlık yapmasın. Onun euinde iken onun özel oturağına da izni olmadan oturmasın. (Müslim, Mesacid, 1530)

 

Hicretin, vera'dan sonra gelmesi Hocamız Zekeriya el-Ensari'nin Menhec adlı kitabında esas aldığı görüştür. Er-Ravda' da Şeyh Ebu Hamid ve bir grup alimden rivayet edildiğine göre hicret, yaş ve soydan sonra gelir.

 

Daha önce geçen "kendi başına Müslüman olan, başkasına tabi olarak Müslüman olandan önceliklidir" hükmüne kıyasla "kendi başına hicret eden kişi daha sonra bile hicret etmiş olsa, anababasından biri ile hicret edenden daha önceliklidir" . (Kıyas)

 

Bundan anlaşıldığına göre soyunda muhacir bulunan, soyu Kureyş kabilesinden gelenden daha önceliklidir.

 

 

F. DİĞER TERCİH ÖLÇÜLERİ

 

İki kişi yukarıda belirtilen açılardan eşitse elbise ve beden temizliği, ses güzelliği, uğraştığı sanatın güzelliği vb. hususlara bakılarak daha layık olan kişi belirlenir.

 

İki kişi, imamlığa öncelik hakkı kazanma konusundaki nitelikler bakımından eşit olursa elbise ve bedenin kirlerden temizlenmesi, sesinin güzelliği, mesleğinin güzelliği,yüz güzelliği, huy güzelliği, insanlar arasında tanınma gibi özellikler açısından tercih söz konusu olur. Çünkü bu özellikler insanların kalplerini imama yönlendirmeye ve cemaatin çoğalmasına sebep olur.

 

Not:  Nevevi'nin sözünden bu sayılan şeyler arasındaki tertip [hiyerarşi] anlaşılmamaktadır. Er-Ravda' da [tıpkı aslında olduğu gibi] Mütevelli'den nakledilen ve Rafi!'nin de eş-Şerhu's-sağİr'de tek görüş olarak belirttiğine göre yani itimad edilen görüşe göre [sıralama şöyle olur]:

 

1) Önce temizlik dikkate alınır,

2) Sonra ses güzelliği,

3) Sonra görünüşünün güzelolması gelir.

 

Et-Tahkik'te "iki kişi imamlığa ait niteliklerde eşit olursa öncelik sırası şöyle olur:

1) Toplumda daha iyi anılan,

2) Sesi daha güzelolan,

3) Görüntüsü daha güzelolan,

4) Bu bakımlardan da eşitlerse ve imamlık yapmayı her ikisi de istiyorsa aralarında kura çekilir.

 

Sanatının güzelliği ile kastedilen, faziletli kazanç yoluna sahip olmasıdır.

EI-Muharrer'in lafzının zahirinden öyle anlaşılmakla birlikte Nevevi'nin "şayet ikisi eşit olursa" ifadesi "imam adaylarının belirtilen hususlarda eşit olması" şeklinde anlaşılamaz. Çünkü öyle olursa elbisesi temiz olan kişi muhacir vb. zikredilmeyen kişilerden daha öncelikli olur. Bu ifade benim anlattığım şekilde anlaşılmalıdır.

 

Nevevi en-Nüket adlı eserinde şöyle demiştir: Bunların tümü, kişiler ölü bir arazide veya düzenli bir imamı bulunmayan bir mescidde iseler yahut düzenli imamı olmakla birlikte imamın kendi hakkını ıskat ettiği ve İmamlığı mevcut şahısların en layığına bıraktığı durumlarda söz konusu olur. Aksi takdirde namazı mescidin düzenli imamı kıldım.

 

 

G. NAMAZ KILINAN ARAZİYE SAHİP OLAN İMAMLIK KONUSUNDA ÖNCELİKLİ HAK SAHİBİDİR

 

Mülkiyet vb. yollarla [namaz kılınacak arazinin] menfaati üzerinde hak sahibi olan kişi imamlığa daha layıktır. Şayet bu kişi imamlığa ehil değilse, imamiığa geçecek kişiyi o belirler.

 

[a] - [Namazın üzerinde kılındığı] yerin kendisine sahip olmak,

[b] - veya kira, vakıf, vasiyet, ödünç alma, sahibinin kölesine izin vermesi gibi yollarla [namaz kılınan yerin] menfaati üzerinde hak sahibi olan kimse;

 

> imamlığa ehil ise,

> ve namazın kendi mülkünde kılınmasına razı olmuşsa, İmamlık konusunda; daha fakih vb. yukarıda zikredilen sıfatların tümüne sahip olanlardan daha önceliklidir.

 

Bunun delili daha önce geçen Ebu Mesud'un rivayet ettiği haberdir.

 

Şayet bu kişi mevcut şahıslara imamlık yapmaya ehil değil ise örneğin mevcut şahıslar erkek olup kendisi kadın veya çift cinsiyetli ise,yahut kMir bir kimse olup namaz kılmaya ehil değil ise imamlığa kimin geçeceğini belirleme hakkı ona aittir. Nevevl'nin Müslim şerhinde belirtildiğine göre imamlığa ehil olan birini geçirmesi müstehaptır. Çünkü namazın kılındığı alan, onun hakimiyet bölgesidir.

 

Yukarıdaki hükümler, arazinin menfaatine sahip olan kimsenin sözlü tasarrufları hukuken geçerli ise böyledir. Şayet menfaat sahibi; çocuk, deli vb. bir kimse ise onun velisinden orada namaz kılmak için izin istenir. Şayet izin verilirse cemaat yaparlar, aksi takdirde teker teker kılarlar.

 

Not:  Nevevi'nin ifadesinde bir kusur bulunmaktadır. Çünkü bu ifade ödünç alan kişiyi ve efendisinin kendi mülkünde oturttuğu köleyi kapsamamaktadır. Oysa onlar imamlığa başkalarından daha layık oldukları halde arazinin menfaatine sahip değillerdir. Nevevi, el-Muharrer'de olduğu gibi "bir yerde haklı olarak oturan" demiş olsa bu ikisini de kapsamış olurdu.

 

Efendi, imamlık konusunda kendi mülkünde oturan köleden önceliklidir, ancak kendi mülkündeki mükatepten öncelikli değildir.

 

Efendi imamlık konusunda, kendisinin izniyle onun mülkünde oturan köleden daha çok hak sahibidir. İsnevi'nin kuvvetli gördüğü görüşe göre köle başkasının mülkünde oturduğunda da hüküm böyledir.

 

Efendi kölesine ticaret için izin vermiş olsa yahut meskenleri kendisine temlik etmiş olsa bile hüküm böyledir. Çünkü kölenin söz konusu yerde oturmasının yararı efendiye dönmektedir.

 

Nevevl'nin ifadesinden şu anlaşılabilir: "Kısmen özgür kısmen köle olan kişi [muba'az], hür olan kısmı ile malik olduğu arazisinde imamlık yapma konusunda efendisinden daha önceliklidir". Ezral'nin "zahir olan budur" dediği üzere, bu görüş doğrudur.

 

Efendi kölelerinden biri ile sahih bir kitabet akdi yapmışsa, o kölenin mülkiyetinde imamlık yapma konusunda öncelik sahibi olmaz. Çünkü efendisi [artık] ona yabancıdır [hesapları birbirinden ayrılmıştır] .

 

Bu gerekçeden şu anlaşılmaktadır: Kitabet akdi yapan köle [mükateb] başkasının mülkünde bir hak ile oturuyorsa. örneğin orayı kiralamış veya ödünç almışsa hüküm yine böyle olur. Nevevi "mülkünde" ifadesi yerine "menfaati hak edilmiş yerde" dese daha uygun olurdu.

 

Daha doğru olan görüşe göre evde kirayla oturan. kiraya verenden daha önceliklidir.

 

[Kira ile tutulan bir arazide cemaatle namaz kılındığında araziyi kiraya veren mi kira ile tutan mı imamlık konusunda öncelikli hak sahibidir? Bu konuda iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]: Arazide / evde kira vererek oturan [o evde cemaatle namaz kılındığında] kiraya verenden daha fazla imamlığı hak eder. Çünkü menfaatin sahibi kira ödeyendir.

 

[İkinci görüş]: Kiraya veren daha önceliklidir; çünkü o arazinin / evin kendisinin sahibidir. Bir malın kendisine sahip olan kimsenin hakkı, malın menfaatine sahip olanın hakkından daha güçlüdür.

 

İsnevi'nin dediğine göre bu gerekçe şunu gerektirir:

1) Kendisine arazinin menfaati vasiyet edilmiş kimse ile arazi sahibi arasında imamlık hakkının kime ait olduğu konusundta ihtilaf bulunmasını gerektirir.

2) Yine bu gerekçeye göre kira veren kişi araziyi başkasına kiraladığında imamlık konusunda arazi sahibinden daha fazla hak sahibi olamaz. Bu konuda görüş ayrılığı yoktur.

 

Daha doğru olan görüşe göre ariyet veren ariyet alandan daha önceliklidir.

 

[Başkasına ödünç verilen bir arazi üzerinde cemaatle namaz kılındığında imamlık yapma konusunda ödünç veren mi yoksa alan mı öncelik hakkına sahiptir? Bu konuda iki görüş vardır]

 

[Birinci görüş]: Arazinin kendisi değilse bile menfaatine malik olan ve bunu ödünç veren kimse, araziyi ödünç alandan daha fazla hak sahibidir. Çünkü menfaatin sahibi ödünç verendir, her an ödünçten dönme hakkına da sahiptir.

 

[İkinci görüş]: Ödünç alan kimse o sırada arazide oturduğunda öncelikli hak onundur.'

 

Subki, Ebu Davud'un rivayet ettiği şu hadis sebebiyle ikinci görüşü tercih etmiştir: Bir kimse başkasının evinde ona imamlık yapmasın. (Ebu Davud, Salat, 582)

Burada "başkasının evi" ifadesi ile onun mülkü değil oturduğu yer kastedilmektedir. Şayet onun mülkü kastedilmiş olsa o zaman kiracı meselesinde de ev sahibinin kiracıya göre önceliğinin olması gerekir. Oysa daha doğru görüş bunun aksidir.

 

> [Üzerinde namaz kılınacak olan] bir arazinin iki ortağı cemaatte hazır bulunsa

> veya ortaklardan biri ile araziyi diğer ortaktan ödünç alan kimse hazır bulunsa

ikisinin izni olmadan başka birisi imamlık yapamaz. Birinin izni olmadan da diğeri imamlık yapamaz. Bunlardan cemaatte hazır bulunan başkasından daha çok hak sahibidir; çünkü o arazinin bütününden yararlanabilir.

 

Arazinin iki ortağının her birinden araziyi ödünç alan iki kişi de arazinin ortakları gibidir. İki ortak ile onların ödünç verdiği iki kişi cemaatte hazır bulunsa arazide ortak olan iki kişinin izni yeterlidir.

 

 

H. İDARECİNİN NAMAZ KILDIRMA ÖNCELİĞİ

 

İdareci, kendi idarı bölgesinde; daha fakih olan veya namaz kılınan yere sahip olan kimseden daha fazla imamlığa layıktır.

 

1. İdareci, kendi idari bölgesinde cemaatle kılınan namazda gerek imam olma gerekse başkasını imam yapma konusunda, cemaatte daha fakih vb. olanlardan veya namaz kılınan araziye sahip olan kimselerden -bunlar kendilerine özgü bir fazilete sahip olsalar bile- daha fazla hak sahibidir. Bu, arazi sahibinin namazın kendi mülkünde kılınmasına izin vermesi halinde söz konusudur. Nitekim İmam Cüveyni ve diğer alimler bunu ifade etmiş, el-Mecmu'da da bu görüş alimlerimizden nakledilmiştir. Bu ifade "arazi sahibinin cemaatin kendi mülkünde yapılmasına izin vermesi" ifadesinden daha iyidir.

 

[*] - Yukarıdaki hükmün gerekçesi şu hadistir: Bir kimse, başkasının hakimiyet bölgesi içinde ona imamlık yapmasın. (Müslim, Mesacid, 1530; Ebu Davud, salat, 582; Tirmizi, salat, 235)

 

Ayrıca söz konusu idarecinin yetkisi geneldir. Ayrıca başka birinin onun izni olmaksızın imamlığa geçmesi "yöneticiye itaat etme" prensibine uygun düşmemektedir.

 

Daha önce belirttiğimiz üzere İbn Ömer, Hacdk'ın arkasında namaz kılmıştır.

 

2. [Namaz kıldırma önceliği meselesinde] idarecilerin rütbe farklılıkları dikkate alınır. Buna göre devlet başkanı en önce gelir. Daha sonra sırasıyla valiler ve hakimler gelir.

 

Rafii ve Nevevi şöyle demişlerdir:

Vali, mescidin imamından daha önceliklidir.

 

3. Vali, başkasından, o kişi bir fazilete sahip olsa bile daha önceliklidir. Çünkü Nebi {s.a.v.} "Bir kimse, başkasının hakimiyet bölgesi içinde ona imamlık yapmasın" buyurmuştur.

 

4. Vali namaza gelmekte gecikirse valiye cemaate gelmesi yahut imamlık konusunda başkasına izin vermesi için haber gönderilmesi müstehaptır.

 

Şayet [valiye haber gönderip sonucunu alıncaya kadar] vaktin başının kaçırılmasından korkulursa [bakılır]

 

[a] - Başkasının imamlığa geçirilmesi halinde bir kargaşanın [fitnenin] çıkmayacağından emin olunursa; vaktin başında namaz kılma faziletinin elde edilmesi için vali dışında birinin topluluğa imamlık yapması mendup olur.

 

[b] - Başkasının imamlığa geçirilmesi halinde bir kargaşa meydana gelmesinden korkulursa herkes kendi başına namaz kılarlar. Cemaat faziletini elde etmeleri için daha sonra bunu vali ile tekrar kılmaları mendup olur.

 

Yukarıdaki hükümler yol üstünde bulunmayan mescidler hakkında geçerlidir.  Şayet mescid yol üstünde bulunuyarsa cemaatin vaktin başında cemaatle namaz kılmalarında bir sakınca yoktur.

 

Vali; şayet mescidin düzenli imamı devlet başkanı veya vekilleri [vezirleri] tarafından tayin edilmemişse öncelik hakkına sahip olur. Ancak imamı devlet başkanı veya vekilleri tayin etmişse o, mescidin bulunduğu bölgenin valisinden de hakiminden de daha fazla hak sahibidir.

 

5. Bir mescidin düzenli imam ı varsa, onun izni olmaksızın kendisinin kıldırdığı namazdan önce, sonra veya aynı zamanda başka bir cemaat yapılması mekruh olur. Çünkü bu, kargaşaya sebep olur. Ancak mescid yol üzerinde ise burada imamın cemaati dışında cemaat yapmak mekruh olmaz.

 

> Bir mescid yol üzerinde bulunmamakla birlikte düzenli imam! yoksa,

> yahut düzenli imamı bulunsa bile o, başka cemaatlerin kurulmasına izin veriyorsa,

> İzin vermese bile mescid tek bir cemaati alacak kadar geniş değilse

bu mescitlerde [imamın cemaati dışındaki] cemaatle namaz kılmak mekruh olmaz.

Mekruh olma "vaktin kaçırılmasından korkulmadığında" söz konusu olur. [Aksi takdirde mekruhluk söz konusu olmaz]

 

Not:

> Bir vali zalim olsa,

> bir kişi hak etmediği halde imamlığı gasp etse,

> necasetlerden yeterince sakınmasa,

> namazın sünnetlerini zayi etse,

> dince eleştirilecek yollarla geçimini kazansa,

> fasık vb. kimselerle düşüp kalksa

 

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bir kimse dince eleştirilecek bir şey yaptığından dolayı insanlar onun imamlık yapmasını istemese onun imamlık yapması -devlet başkanı tarafından tayin edilmiş olsa bile- tenzihen mekruh olur.

 

[*] - Çünkü İbn Mace' de hasen bir senetle rivayet edilen bir hadis şöyledir: Üç kişinin namazı başının üzerinden bir karıştan yukarıya Çıkamaz: İmamlık yapmasını istemedikleri halde bir topluluğa imamlık yapan kişi, Kocası kendisine kızmış olarak geceleyen kadın, birbiri ile aldkayı kesmiş iki kardeş. (İbn Mace, İkametü's-salat, 971)

 

Cemaatin çoğunluğu bütünün hükmüne sahiptir.

 

El-Mecmu'da belirtildiğine göre söz konusu cemaatin bu imama uymaları mekruh değildir.

 

Kişinin imamlık yapmasını cemaatin azınlığı istemiyorsa veya cemaatin çoğunluğu dince eleştirilecek bir şey dışında bir sebeple istemiyorsa o kişinin imamlık yapması mekruh olmaz.

 

[Soru]: Şayet mekruhluk dince eleştirilecek bir sebepten ise bu durumda cemaatin çoğunluğunun imamı istememesi ile azınlığın istememesi arasında fark olmamalıdır.

 

[Cevap]: Burada mesele cemaatin "imamın mekruh görülen nitelikte olup olmadığı konusunda ihtilaf etmesi" ile ilgilidir. Bu konuda çoğunluğun görüşü esas alınır; çünkü bu rivayet türünden bir iştir.

 

Nevevi el-Mecmu'da şöyle denmiştir: Devlet başkanının bir topluğa onların çoğunluğunun istemedikleri bir kimseyi imam olarak ataması mekruhtur. Şafii bunu açık olarak ifade etmiştir. Eş-Şamil ve et-Yetimme adlı eserlerin yazarı da bu görüşü açıkça dile getirmişlerdir.

 

Çoğunluk değil de azınlık onun imamlık yapmasını istemiyorsa o şahsın imam atanması mekruh olmaz. Devlet başkanlığı meselesi bundan fraklıdır; çünkü insanların bir kısmı bile kişinin devlet başkanı olmasını istemese onun başkan olması mekruh olur.

 

Kişinin, içinde babası veya kendisinden büyük erkek kardeşi bulunan bir cemaate imamlık yapması mekruh değlidir. Çünkü Zübeyir (r.a.) oğlu Abdullah'ın arkasında namaz kılardı. Enes de oğlunun arkasında namaz kılardı. Ayrıca Nebi (s.a.v.), Amr b. Selime'ye içlerinde Amr'ın babasının da bulunduğu bir topluluğa namazı kıldırmasını emretmiştir.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN

 

İMAMA UYMANIN BAZI ŞARTLARI 1. ŞART: İMAMA UYAN KİŞİNİN İMAMDAN ÖNDE OLMAMASI